Koçlukta Doğru İfade

Koçlukta ana hedefin kendini keşfetmek, hedeflerine ulaşmak olduğunu düşünürsek bu ancak koçluk çalışmaları süresince danışanın kendini ve duygularını, görüşlerini doğru ifade etmesi ve açık iletişim kurması ile mümkün olacaktır. Danışanın bu derece açık iletişim kurması için öncelikle koçuna güvenmesi gerekir.

Koç ancak doğru ve samimi ifadelerle danışanı anladığını, onun gündeminde kaldığını hissettirir. Bu nedenle koçun kendini saygılı, dikkatli, danışana odaklı, açık ve uygun bir iletişim ile ifade edebilmesi gerekir. Bu sayede danışan ve koç arasında rahat ve güvenli bir iletişim gelişecek ve danışan kendini koçun iletişimine açacaktır. Karşısındakinin ve seansın hızına uygun olmayan, fazla hızlı veya fazla yavaş bir ifade şekli, danışanın anlamayacağı kadar karışık ya da uzun sorular, yapay veya danışanın sözleriyle çelişkili, karşısındaki rahatsız edecek bir tavır, uygunsuz mizah kullanımı gibi durumlar doğru ifade şekilleri yaratmayacak, seansın etkisini düşürecektir.

Koç kendini, sorumluluğunu, çalışmanın yönünü, niyetini, düşüncelerini ne kadar iyi ifade eder ve anlaşılır olursa danışanın ona ve samimiyetine güveni o kadar artacaktır. Bu süreçte net, kısa, açık ve kolay anlaşılır bir dil kullanmak, zaman zaman durumu doğru ifade eden etkili metaforlara başvurmak, danışan ile uyumlanıp benzer hızda ve tarzda bir iletişim kurmak faydalı olacaktır. Bu danışan için süreci kolaylaştıracak ve hızlandıracaktır. Güven oranı arttıkça danışan kendini daha iyi hissedecek, daha rahat ve açık olacaktır. Hem kendine hem de koçuna karşı daha dürüst cevaplar  verecektir. Anlaşılmadığını ve hatta yanlış anlaşıldığını hisseden danışan koçundan uzaklaşıp kendine kapanabilir ve bazı şeyleri gizleme ihtiyacı duyabilir. Cevaplarını geçiştirip, derine inmeden, seansı yüzeysel bir şekilde geçirebilir. Bu da hedefe ulaşmayan, amacından sapan ve sonuçsuz kalan başarısız bir koçluk görüşmesine neden olabilir. Bu durum danışanın memnuniyetsizliğine sebep olacak ve hem koçuna hem de koçluk çalışmalarına inancını zedeleyecektir.

İnsanlar duyularına göre algılarlar. Koçların, danışanın söylediklerine odaklanmanın yanı sıra; danışanın vücut dilini doğru okuyabilmesi, sesindeki iniş-çıkışları, duyguları farkedebilmesi ve kullandığı metaforları yakalayabilmesi de büyük önem taşır. Bu sayede koç, danışanın satır aralarında ifade ettiklerini de anlayabilecek ve doğru sorularla konuyu derinleştirme imkanı bulacaktır.  Bunun yanı sıra koçlar kendilerinin yaratacakları algıya da dikkat etmelidirler. Mesela danışanı takdir ederken bile yüzümüzdeki en ufak yanlış ifade, danışanın bilincine değilse de, bilinç altında bu takdiri sahte söylediğimiz sinyalleri gönderecektir. Bir koçun kendini doğru ifade edemeden, danışanın güvenini kazanması ve haliyle başarılı olması mümkün değildir. Aynı şekilde bireylerde hayatlarında kendilerini doğru ifade edemiyorlarsa, doğru karşılık bulamayacaklar ve bir çok sorun, sıkıntıyla karşılaşacaklardır.

Hayatın her alanında olduğu gibi koçlukta da kendini doğru ifade edebilme, açık ve net iletişim kurabilmenin tek yolu ve vazgeçilmez temelidir. Kısacası iki taraf için de kendini doğru ifade edebilmek; hem koç – danışan ilişkisini yukarıya çekecek, hem de danışanın koçuyla kurduğu doğru iletişim kurarak, öğrendiklerini hayatına da uygulayabilmesini sağlayacaktır.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Koçlukta Güven

Güven hayattaki en temel ihtiyaçlardan birisidir. İnsanlarda birbirlerine karşı tetikte ve tedbirli davranma ihtiyacı yaratan günümüz dünyasında güven, samimiyet ve empati temelli bir ilişkinin önemi daha da artmaktadır. Bu kapsamda güven, sürekli ve verimli bir koçluk çalışması için de en önemli kavramlardan biridir. Koçluğun temelde çift taraflı etkili bir ilişki olduğunu düşünürsek karşılıklı güven olmadan açıklık, samimiyet ve paylaşılan konularda, duygu ve düşüncelerde dürüstlük mümkün olmayacaktır.

Koçlukta asıl olan danışanın gündemi ve danışanın hisleridir. Danışanına kendini sevdirmeye, beğendirmeye çalışan, ondan iltifatlar koparmaya çalışan veya danışanın yapmadığı varsayımlarla sonuçlara varan bir koç  gündemi  danışanınkinden çıkarıp kendisine taşıyor olacaktır, bu da güven duygusunu zayıflatacaktır.  Oysa danışan koça güvenebilmek için onu gerçekten dinleyen, anlattığı konu ile bıraktığı tüm etkileriyle ilgilenen birini görmek ister. Özellikle kurumsal koçluk gibi durumlarda bu daha da hayati bir önem kazanır. Zira koçluk seansında anlattıklarının müdürüne gidebileceğini ya da kariyerine zarar verebileceğini düşünen bir danışanın koçuna %100 güven duyması beklenemez. Bu nedenle her zaman danışanın iyiliğinin ve gündeminin önemli olduğu hissettirilmelidir; koçun, şirketin ya da patronun değil.

Danışan koçun yanında; yargılanacağı, eleştirileceği, alay edileceği, küçümseneceği en önemlisi de koçu ile paylaştıklarının bir başkasına aktarılacağı endişesi duymadan kendini rahat ve güvende hissetmelidir.  Kişisel mahremiyetinin korunacağından emin olmalıdır. Kendisinin olduğu gibi kabul gördüğüne, anlaşıldığına ve kendisi için en iyisinin hedeflendiğine inancı tam olmalıdır. Tüm bunlarla birlikte koçun tavrı, tarzı, dürüstlüğü ve içtenliği danışan için gerekli olan güveni sağlayacak ve başarılı sonuçlara varmayı hızlandıracaktır.

Koç ve danışan ilişkisindeki açıklık ve şeffaflık da güven açısından önem taşır. Bu bağlamda güvensizlik hissettiğinde dahi bunu inceleyen ve açıkça tartışabilen bir koç güven duygusunu sağlamlaştırır. Güç dengelerine/dengesizliklerine yenilmemek ve koçluk ilişkisini uzman-hasta formatından uzak tutup eşit bir ilişki olarak ele almak da danışana kendisine saygı duyulduğunu hissettirir ve bu da güven oluşturmada önem taşır.

Danışan kendini net bir şekilde ortaya koyacağı, çekinmeden, korkmadan kendini ifade edebileceği bir güven ortamı sunmak koçun sorumluluğu ve becerisidir. Danışan ancak böyle bir ortamda ve güvendiği bir koçun karşısında kendini, düşünce ve duygularını açık ve net bir şekilde paylaşacak ve koçunun da yardımıyla gündemini yaratan konunun en derinlerinde yatan asıl sebepleri keşfetme şansı yakalayacaktır. Koçluğun bir diğer ana hedefi farkındalık yaratmaksa eğer, bu da ancak danışanın o ana kadar farkında olmadığı gerçek sebepleri fark etmesi ile mümkün olacaktır. Gerçek değişim, dönüşüm ise bu farkındalıklar sonrası gelecektir.

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Koçlukta Farkındalık

Kişisel farkındalığımızı geliştirmek; hayatımıza dair tatminimizi artırmanın ve gerek iş, gerek özel hayatımız içerisinde daha sağlam ilişkiler kurmanın en önemli yollarından biridir. Şu bir gerçektir ki, kendimiz hakkındaki gerçekleri bilmeden hedeflerimize ulaşmamız ve başka birinin gerçeklerini anlamamız mümkün değildir. Dolayısıyla sadece kendi hedeflerimizi ve performansımızı geliştirmek için değil; iş yerlerinde alt veya üst kadroyla iletişimden evde çocuklarla ilişkiye, eş ve sevgililerden arkadaşlıklara tüm ikili ilişkilerde de birincil ve en önemli adım, kendimizi tanımaktan geçer. Ancak kendimize tarafsız bir gözle bakmanın zorluğu nedeniyle hayat içinde kişisel farkındalığın sıklıkla ihmal edildiği gözlenir. Oysa kişi ancak kendiyle ilgili kör noktaları keşfederek belli bir bilinç düzeyine ulaştıktan sonra eyleme geçebilir, sorumluluk ve inisiyatif alarak, hedeflerine yönelebilir. Ancak farkındalık sayesinde edilgen bir şekilde hayatın bizim için bir şeyler yapmasını beklemek yerine, yönümüzü bulur, inisiyatifi ele alarak istediğimiz şeylerin gerçekleşmesine ve hedeflerimize yönelik bir şeyler yapıyor oluruz.

İşte bu yüzden koçluğun en önemli amaçlarından biri bireyin kişisel farkındalığını geliştirmesine destek olmaktır. Başarılı bir koç olmanın anahtarı danışanında bu farkındalığı geliştirme becerisiyle ilintilidir. Koçluğun en önemli ilkelerinden bir tanesi, her danışanın kendi istek ve sorunlarının üstesinden gelebilecek kaynaklara ve doğuştan gelen bir yaratıcılığa sahip olduğuna inanmasıdır. Koç kişinin ulaşmak istediği hedeflere ulaşabilecek ve aşmak istediği eşikleri aşabilecek güçte ve potansiyelde olduğunu peşinen kabul eder ve kişinin iç ve dış kaynaklarını fark edebilmesine, keşfedebilmesine yardım eder. Koçluğun, sıra dışı bir yöntem olmasının nedeni de bundan kaynaklanır, kişi farkındalığını geliştirdikçe ve bunu içselleştirdikçe elde edilen değişim, verim ve performans; kanıtlanmış ölçüde fark yaratır.

Koçluk süreci içerisinde danışanın kendi gerçeğini ve gücünü fark etmesi, potansiyelini ortaya çıkaracak doğru adımlar atması hedeflenir. Bu hedef üç kelime ile gelişim, değişim ve dönüşümdür. Tüm bunları sağlamanın ilk şartı ise farkındalık yaratmaktır. Kalıcı çözümlerin temelinde farkındalıklar vardır. Danışan arzu ettiğiniz değişime, hedefe ve gelişime; sınırlarını keşfetmeden; dirençlerini ve gerçeğini yaratan zemini fark etmeden, bunları içselleştirmeden ulaşamaz. Danışanın öncelikle söylediği veya söylediğini zannettiğiniz ile ortada malum olan arasında farkları görmesi gerekir.

Koç seans içerisinde doğru zamanda, güçlü ve etkili sorular sorarak danışanın kendi ile yüzleşmesini sağlar. Farkındalık sadece güçlü yönleri tanımak ve zayıflıkların farkında olmak değildir. Aynı zamanda bir şeyi yaparken hissettiklerini ve düşündüklerini tanımak, tüm bunların eylemleri nasıl etkilediğini de anlamak anlamına gelir. Bu doğrultuda koçlar danışanlarının neyi neden yaptığını, davranışlarının, tepkilerinin, duygularının altında yatan asıl nedenleri, sürekli tıkandığı noktaları, kendine karşı sabotajlarını, bahanelerini, yansıttığı kurban psikolojisini, tekrarlayan döngülerini, sarmallarını, ifadelerinin satır altlarını, sıkıntılarının gerçek kaynaklarını fark etmesinde kılavuz olur.

Farkındalıklar danışanın kendisine karşı daha samimi olmasını, kalbinin derinliklerine daha cesur bir şekilde bakmasını sağlar. Farkındalığın ardından potansiyeli ortaya çıkarma ve gelişim gelir. Artık gelişim yolculuğuna odaklanan kişinin bakış açısı zaman içinde değişir ve atılan kararlı adımlar ile birlikte dönüşüm başlar. Farkındalık yaşanmadan bulunan çözümler, alınan kararlar anlık ve yüzeysel olacaktır. Bu kararlar içselleştirilmediği için de, danışan oluşabilecek yeni sıkıntılar karşısında tekrar aynı noktaya gelip, tam da aynı yerde tıkanacaktır. Buna karşın koçluk süresince yaşayacağı farkındalıklar, danışanın hem o anki sorunları için çözümleri keşfetmesine, hem de yaşamına olası yeni zorluklarla kendi kendine baş edebilen güçlü bir birey olarak devam etmesine katkıda bulunur.

Danışanları için farkındalık yolunda kılavuzluk yapabilmek için, koçun kendi farkındalığını artırması da elbette gereklidir. Daha önce de belirttiğimiz gibi ancak kendi farkındalığımızı geliştirerek başkalarıyla doğru iletişimi kurabiliriz. Bu nedenle koçlar da danışanın gündeminde kalabilmek, kendi gündemleriyle onlarınkini karıştırmamak, danışanlarını yargılamamak, kendi hüküm ve değerlerini onlara empoze etmemek ve bir güven ilişkisi kurabilmek için mutlaka kendi farkındalıklarını geliştirmek için çalışmalıdırlar. Bu sayede bütün odaklarını danışanlarına vererek, ilgili, rahat, yargılamadan uzak ve bütünüyle danışanları için orada oldukları bir iletişim kurabilirler, danışanın söylediklerini kendi egolarının gölgelerinden uzak bir şekilde dinlemeyi başarabilirler.

Sonuç olarak, koç için de danışan için de içselleştirilebilmiş kişisel farkındalıklar; hem koçluk seansının başarısı açısından hem de hedeflere ulaşmak açısından en önemli araçtır.  Lao Tzu’nun da dediği gibi: “Başkasını bilen kişi, bilge bir kişidir. Kendisini bilen ise aydınlanmış biridir.”

Genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın